Artık bir gezi notları ve kısa konu başlıkları şekline dönüşen blogda yine istemeden uzun bir ara vermiş durumdayım. Ama olayları nerden yakalasam kardır.
Londra gezisinden sonra 7. sınıf bitti. 8. sınıfta karşımıza LGS çıkacağı için, Ateş'e hayatında ilk kez özel ders aldırmaya karar vermiştik. Dönem başlamadan önce Türkçe, matematik ve fen için özel ders öğretmenleri bulduk, hepsiyle ailece tanıştık ve yerimizi ayırttık. İyi ki de öyle yapmışız, çünkü öğretmenlerin günleri hızla dolmuş.
Sonrasında zor bir sene öncesi iyi bir yaz tatili geçirebilmek için planlarımızı gerçekleştirdik. Öncelikle her zamanki anne çocuk grubumuzla güzel bir İstanbul gezisi yaptık. Sabah oraya varır varmaz otelimize bile gitmeden bir Miniatürk gezisi yaptık. Biz daha önce gitmiştik ama çocukların arkadaşlarıyla gezmeleri kesinlikle daha eğlenceli oluyor. Sonra klasik olarak Koç Müzesi'ni gezdik. Bizim en az 3. gezişimiz, ama yine de çok güzel. Sonra Dolmabahçe Sarayı'nı gezdik. Çocuklarla gezmek her olaya eğlence katıyor. En nihayetince otele gittik, yerleştik. Akşam yemeği için, çocukların o dönem favorisi olan Nusret'te yer ayırtmıştık. Gittik, bol bol keyifle yediler.
Ertesi gün, hipodrom, dikilitaş, Ayasofya, Yerebatan Sarnıcı, Topkapı Sarayı'nı gezdik. Sıcak olduğu için yorulduk tabi. Akşam kumkapıda bir restoranda yemek yedik. Otelde klasik uno oyun günleri yaptılar bol bol. Otelin yeri ve açık hava kısmı da güzeldi, biz de orda vakit geçirdik. Ertesi gün, ortaköy ziyareti yaptıktan sonra Büyükada'ya gittik. Kumpirimizi orda yedik. Biraz dolandıktan sonra akşam programımız içi geri döndük. Gece Saffet Emre Tonguç'un tekneyle boğaz turuna katıldık. İnanılmaz güzeldi. Çocuklar için çok büyük bir anlam ifade etmese de, bizler için nefisti. Yavaş yavaş boğazdan geçip yemek yerken, bir yandan da etraftaki bütün yalılar ve yapılar hakkında çok güzel bilgiler aldık. Akşamüstü başlayıp gece biten turda manzaralar nefisti. Son günümüzü çocukların isteğiyle Vialand'de geçirdik. İstedikleri gibi herseye bindiler, mideleri bulandı falan ama hiç takmadılar. Biz de genel olarak onları bekleyerek geçirdik. Akşamüstü de evimize döndük.
Ateş'in Günlüğü
Pazartesi, Haziran 29, 2020
Perşembe, Aralık 13, 2018
Londra
Geçen nisan tatilinde 3-7 Nisan tarihleri arasında, hazır Ateş'e İngiltere vizesi alıyorken hep birlikte gidelim niyetiyle gittiğimiz Londra gezisinde neler olduğunu, çooook uzun bir zaman sonra anlatmaya çalışacağım.
Gezinin öncesinde vize işleri için epey bir süre uğraşıp, dördümüz için neredeyse doçentlik dosyası gibi bir vize başvuru dosyası hazırladım. İstenen her belgeyi büyük bir titizlikle tek tek dosyaya koydum. Vize başvurumuz sorunsuz geçti böylece.
Sonra yine titiz bir otel seçme süreci yaşadım. 4 kişi kalacağımız için yeterli büyüklükte ve banyo sayısında bir odası olan ve merkezi yerleşimli bir otel bulmam gerekiyordu. Gerçi gidince gördük ki; Londra'da toplu ulaşım ağı o kadar gelişmiş ki, nerdeyse her otelin çok yakınında mutlaka bir metro durağı var. Bu aramalar sonucunda bulduğum otelde çok rahat ettik ve mutlu ayrıldık.
3 Nisan günü öğlen Londra'ya Heathrow havaalanına indik. Hemen, önceden belirlediğim metro hatlarını kullanarak otele vardık. Eşyaları otele bırakır bırakmaz çevre keşfine yemek yiyerek başladık. İlk durak Burger and Lobster oldu. Sonra yürümeye başladık. Otel zaten oldukça merkezi olan Oxford ve Regent caddelerine çok yakın olduğu için otelden çıkar çıkmaz kendimizi Londra'nın göbeğinde bulduk. Booool bol yürüdük, gezdik. Her yerde bol bol şubesi olan Ben's Cookies'ten çeşit çeşit kurabiye yedik. Bunu ilerleyen günlerde de tekrarladık. Sonra otele dönüp, eşyaları odamıza yerleştirip hemen geri çıktık ve daha önceden o saat için biletlerini aldığım Madame Tussauds müzesine gittik. Yürüyerek gittik, çünkü otele çok yakındı. Çok beğenerek, ve bazı heykellere hayran olarak, birçoğuyla fotoğraf çektirerek gezdik. Sonra hemen karşıdaki Regents Park'ta biraz dolaşıp yine şehirde yürüyüşe çıktık. Geceden yola çıktığımız için yorgunluktan perişan bir şekilde odamıza dönüp uyuduk.
Ertesi gün, yine yürüyüşle başladık. Trafalgar meydanından geçerek, o gün seyirlik nöbetçi değişiminin yapılacağı Buckhingam Sarayı'na gittik. Nöbetçi değişimini kalabalık arasında izledik biraz. Sonra yine çok güzel parklardan yürüyerek geçtik, Westminster Abbey'nin önünden geçtik. Ateş'in çok görmek istediği Big Ben ve parlamento binasına geldik. Big Ben restorasyonda olduğu için, sadece saat kısmı açıktaydı. Tabi ki, yine de fotoğraflarını çektik, hemen önündeki köprüden Thames nehrini geçip, yine -iyi ki- daha önceden biletlerini aldığım London Eye'a geldik. Bu sayede epey bir kuyruk beklemekten kurtulduk. London Eye, bir dönüşünü yaklaşık yarım saatte tamamlayan ve bütün Londra'nın tepeden izlenebildiği bir dönmedolap. Çok keyifliydi. En tepede biraz sallanarak da olsa keyifle manzara izledik. Ordan çıkıp iki katlı otobüslere binerek klasik fish and chips yedik. Ordan çıkıp Çin Mahallesi ve Soho bölgelerinde dolaştık. Tabi ki M&M dükkanını gezdik. Lego mağazasına ise, önündeki upuzun kuyruktan dolayı girmedik. Gece Yauatcha isimli güzel bir restoranda çin yemeği yedik. Yorgunluktan bayılıp uyuduk.
Bir sonraki sabah, otelden kahvaltı yapmadan çıktık, Breakfast Club'ta ünlü İngiliz kahvaltısını yerinde test etmeye gittik. Çok da beğendik. Ama buranın kapısında da kuyrukta beklememiz gerekti. Ordan çıkıp Londra Doğa Tarihi Müzesi'ne gittik. Farklı konulara göre bölümlere ayrılmış, oldukça büyük ve çok güzel bir müzeydi. Her bölüme şöyle bir bakmamız bile saatlerimizi aldı. Ordan çıktıktan sonra hemen karşısındaki Victoria ve Albert Müzesi'ne de girmek istiyordum, ama çok yorulduğumuz için giremedik. Onun yerine Covent Garden'a gittik. Burası açık bir pazar yeri gibi. Birşeyler yedik, biraz oturup dinlendik, ve hatırladığım kadarıyla bir Ben's Cookies turu daha yaptık. Sonrasında yürüyerek King's College'a doğru yürüdük. Thames nehri kıyısında biraz gezdik. Akşam ise yine çok önceden biletlerini aldığım Mamma Mia müzikaline biletimiz vardı, Novello tiyatrosunda. Benim için rüya gibiydi, çok çok beğendim. Ayrıca çocuklar da çok beğendiler. Tek problem Novello tiyatrosunun eski bir yapı olmasından dolayı, koltuk aralarının aşırı dar olmasıydı. Rahatsız bir oturumu vardı, özellikle diğer aile üyeleri için. Ama kesinlikle gösteri efsaneydi.
Son tam günümüzde önce King's Cross metro durağına gidip, anı olsun diye Harry Potter filmindeki peron 9.3/4'te fotoğraf çektirdik, tabi ki bunun için de sıra bekledik. Sonra yine bir açık hava pazarı olan Camden Town'da gezip, sonrasında Tower Bridge, London Towers, Shakespeare Global Theatre'ı gördük. Sonrasında da bir başka açık hava pazarı olan Borough Market'i gezdik, birşeyler yedik. Millenium Köprüsü'nden karşıya geçip, bu sefer de değişiklik olsun diye ünlü Londra taksilerinden birine binip otele döndük. Gece, artık son gecemiz olduğu için tekrar çıktık ve yine Oxford ve Regent's caddelerinde gezdik. Çocuklar suşi yediler ve nihayet otelimize geri döndük.
Ertesi gün tabi ki yolculukla geçti. Çok eğlenceli ve çok keyifli bir geziydi. Ama dönüp Nicky'ye kavuşmak da çok iyi geldi :))
Gezinin öncesinde vize işleri için epey bir süre uğraşıp, dördümüz için neredeyse doçentlik dosyası gibi bir vize başvuru dosyası hazırladım. İstenen her belgeyi büyük bir titizlikle tek tek dosyaya koydum. Vize başvurumuz sorunsuz geçti böylece.
Sonra yine titiz bir otel seçme süreci yaşadım. 4 kişi kalacağımız için yeterli büyüklükte ve banyo sayısında bir odası olan ve merkezi yerleşimli bir otel bulmam gerekiyordu. Gerçi gidince gördük ki; Londra'da toplu ulaşım ağı o kadar gelişmiş ki, nerdeyse her otelin çok yakınında mutlaka bir metro durağı var. Bu aramalar sonucunda bulduğum otelde çok rahat ettik ve mutlu ayrıldık.
3 Nisan günü öğlen Londra'ya Heathrow havaalanına indik. Hemen, önceden belirlediğim metro hatlarını kullanarak otele vardık. Eşyaları otele bırakır bırakmaz çevre keşfine yemek yiyerek başladık. İlk durak Burger and Lobster oldu. Sonra yürümeye başladık. Otel zaten oldukça merkezi olan Oxford ve Regent caddelerine çok yakın olduğu için otelden çıkar çıkmaz kendimizi Londra'nın göbeğinde bulduk. Booool bol yürüdük, gezdik. Her yerde bol bol şubesi olan Ben's Cookies'ten çeşit çeşit kurabiye yedik. Bunu ilerleyen günlerde de tekrarladık. Sonra otele dönüp, eşyaları odamıza yerleştirip hemen geri çıktık ve daha önceden o saat için biletlerini aldığım Madame Tussauds müzesine gittik. Yürüyerek gittik, çünkü otele çok yakındı. Çok beğenerek, ve bazı heykellere hayran olarak, birçoğuyla fotoğraf çektirerek gezdik. Sonra hemen karşıdaki Regents Park'ta biraz dolaşıp yine şehirde yürüyüşe çıktık. Geceden yola çıktığımız için yorgunluktan perişan bir şekilde odamıza dönüp uyuduk.
Ertesi gün, yine yürüyüşle başladık. Trafalgar meydanından geçerek, o gün seyirlik nöbetçi değişiminin yapılacağı Buckhingam Sarayı'na gittik. Nöbetçi değişimini kalabalık arasında izledik biraz. Sonra yine çok güzel parklardan yürüyerek geçtik, Westminster Abbey'nin önünden geçtik. Ateş'in çok görmek istediği Big Ben ve parlamento binasına geldik. Big Ben restorasyonda olduğu için, sadece saat kısmı açıktaydı. Tabi ki, yine de fotoğraflarını çektik, hemen önündeki köprüden Thames nehrini geçip, yine -iyi ki- daha önceden biletlerini aldığım London Eye'a geldik. Bu sayede epey bir kuyruk beklemekten kurtulduk. London Eye, bir dönüşünü yaklaşık yarım saatte tamamlayan ve bütün Londra'nın tepeden izlenebildiği bir dönmedolap. Çok keyifliydi. En tepede biraz sallanarak da olsa keyifle manzara izledik. Ordan çıkıp iki katlı otobüslere binerek klasik fish and chips yedik. Ordan çıkıp Çin Mahallesi ve Soho bölgelerinde dolaştık. Tabi ki M&M dükkanını gezdik. Lego mağazasına ise, önündeki upuzun kuyruktan dolayı girmedik. Gece Yauatcha isimli güzel bir restoranda çin yemeği yedik. Yorgunluktan bayılıp uyuduk.
Bir sonraki sabah, otelden kahvaltı yapmadan çıktık, Breakfast Club'ta ünlü İngiliz kahvaltısını yerinde test etmeye gittik. Çok da beğendik. Ama buranın kapısında da kuyrukta beklememiz gerekti. Ordan çıkıp Londra Doğa Tarihi Müzesi'ne gittik. Farklı konulara göre bölümlere ayrılmış, oldukça büyük ve çok güzel bir müzeydi. Her bölüme şöyle bir bakmamız bile saatlerimizi aldı. Ordan çıktıktan sonra hemen karşısındaki Victoria ve Albert Müzesi'ne de girmek istiyordum, ama çok yorulduğumuz için giremedik. Onun yerine Covent Garden'a gittik. Burası açık bir pazar yeri gibi. Birşeyler yedik, biraz oturup dinlendik, ve hatırladığım kadarıyla bir Ben's Cookies turu daha yaptık. Sonrasında yürüyerek King's College'a doğru yürüdük. Thames nehri kıyısında biraz gezdik. Akşam ise yine çok önceden biletlerini aldığım Mamma Mia müzikaline biletimiz vardı, Novello tiyatrosunda. Benim için rüya gibiydi, çok çok beğendim. Ayrıca çocuklar da çok beğendiler. Tek problem Novello tiyatrosunun eski bir yapı olmasından dolayı, koltuk aralarının aşırı dar olmasıydı. Rahatsız bir oturumu vardı, özellikle diğer aile üyeleri için. Ama kesinlikle gösteri efsaneydi.
Son tam günümüzde önce King's Cross metro durağına gidip, anı olsun diye Harry Potter filmindeki peron 9.3/4'te fotoğraf çektirdik, tabi ki bunun için de sıra bekledik. Sonra yine bir açık hava pazarı olan Camden Town'da gezip, sonrasında Tower Bridge, London Towers, Shakespeare Global Theatre'ı gördük. Sonrasında da bir başka açık hava pazarı olan Borough Market'i gezdik, birşeyler yedik. Millenium Köprüsü'nden karşıya geçip, bu sefer de değişiklik olsun diye ünlü Londra taksilerinden birine binip otele döndük. Gece, artık son gecemiz olduğu için tekrar çıktık ve yine Oxford ve Regent's caddelerinde gezdik. Çocuklar suşi yediler ve nihayet otelimize geri döndük.
Ertesi gün tabi ki yolculukla geçti. Çok eğlenceli ve çok keyifli bir geziydi. Ama dönüp Nicky'ye kavuşmak da çok iyi geldi :))
Pazartesi, Eylül 10, 2018
Geçen Dönem
Ateş'in geçen dönemde çok okul gezisi oldu. 7. sınıfın 2. yarısını sürekli okulla gezerek geçirdi. Aslında gezerek demeyim, çünkü hepsinde okul olarak bir aktiviteye katıldılar tabi ki. 7. sınıfın başında İzmir'e uzay kampına gittiler dönem olarak, bir önceki yazıda onu yazmamışım. Çok eğlenmiş ve iyi vakit geçirmiş olarak döndü. Geçen sene katıldığı kulüple WSC (World Scholar Cup) ve ISTA (International Schools Theatre Association) gezilerine katıldı.
WSC için İstanbul'a gittiler. Cuma sabahından gidip pazar gecesi döndüler, ordan da bir sürü madalyayla ve eğlenmiş olarak geldiler.
ISTA gezisi, İngiltere'nin Eden şehrindeydi. Tabi önce vize hazırlıkları yaptık. Biz vize için bu kadar hazırlık yapmışken, kendimize de vize çıkartalım, ayrıca ailece de Londra'ya gidelim istedik. Tabi bunun için aylar önceden hazırlıklar yaptım. Vize almak için günübirlik ......'e gittik. O da ayrıca keyifli bir gezi oldu. Çok güzel bir gezi yaptık, Londra gezimizi ayrıca bir yazıda anlatacağım.
Ateş öğretmeni ve 8 arkadaşı ile birlikte, bizim Londra gezimizden sonra Eden'a gitti ve tiyatro festivaline katıldı. Özellikle Eden'ı çok beğenmiş. Gördüğüm en güzel yerdi, diyor. Sınıf arkadaşı Albert ile birlikte küçücük bir bağımsız odada kaldı. Orda da çok iyi vakit geçirdiler. Mutlu geldi. Sadece; İngiltere'ye vardıklarında Ateş'in ve bir başka çocuğun valizi İstanbul'da kaldığı için uzun süre beklemek ve ertesi gün tekrar havaalanına gidip bavullarını geç de olsa teslim almak zorunda kaldılar. Londra'da 1 gece kalabildiler, pek bir yer de gezemediler. İyi ki biz öncesinde Londra'ya gidip gezmişiz, dedi. Pek çok farklı ülkeden çocukla aynı ortamda oldukları için, tanıştılar, bazılarıyla arkadaş oldular. Ancak belli bir tiyatro oyunu hazırlayarak gitmediler. Orda eğitmenler, bütün çocuklara bazı eğitimler vererek, farklı bir çalışma yaptırdılar.
Eden'dan gelir gelmez, bu sefer de günübirlik İstanbul gezisi yaptı Ateş. Bir kardeş okuldaki fen fuarına, proje hazırlayarak katıldılar. Ateş, yere düşen farklı yiyeceklerin belirli sürelerde ne kadar mikroorganizma ile kaplandığını gösteren bir proje hazırladı babasının yardımıyla. Öğretmenleriyle birlikte giderek çok da güzel sunmuşlar projelerini.
Hatırladığım kadarıyla sonrasında başka bir gezi olmadan okulu kapattı. Sırada önce ailece yaptığımız Londra gezisi, sonra yaz tatili, en sonunda da 8. sınıfa başlama maceraları olacak. Umarım fazla ara vermeden o yazıları da yazar eklerim :))
WSC için İstanbul'a gittiler. Cuma sabahından gidip pazar gecesi döndüler, ordan da bir sürü madalyayla ve eğlenmiş olarak geldiler.
ISTA gezisi, İngiltere'nin Eden şehrindeydi. Tabi önce vize hazırlıkları yaptık. Biz vize için bu kadar hazırlık yapmışken, kendimize de vize çıkartalım, ayrıca ailece de Londra'ya gidelim istedik. Tabi bunun için aylar önceden hazırlıklar yaptım. Vize almak için günübirlik ......'e gittik. O da ayrıca keyifli bir gezi oldu. Çok güzel bir gezi yaptık, Londra gezimizi ayrıca bir yazıda anlatacağım.
Ateş öğretmeni ve 8 arkadaşı ile birlikte, bizim Londra gezimizden sonra Eden'a gitti ve tiyatro festivaline katıldı. Özellikle Eden'ı çok beğenmiş. Gördüğüm en güzel yerdi, diyor. Sınıf arkadaşı Albert ile birlikte küçücük bir bağımsız odada kaldı. Orda da çok iyi vakit geçirdiler. Mutlu geldi. Sadece; İngiltere'ye vardıklarında Ateş'in ve bir başka çocuğun valizi İstanbul'da kaldığı için uzun süre beklemek ve ertesi gün tekrar havaalanına gidip bavullarını geç de olsa teslim almak zorunda kaldılar. Londra'da 1 gece kalabildiler, pek bir yer de gezemediler. İyi ki biz öncesinde Londra'ya gidip gezmişiz, dedi. Pek çok farklı ülkeden çocukla aynı ortamda oldukları için, tanıştılar, bazılarıyla arkadaş oldular. Ancak belli bir tiyatro oyunu hazırlayarak gitmediler. Orda eğitmenler, bütün çocuklara bazı eğitimler vererek, farklı bir çalışma yaptırdılar.
Eden'dan gelir gelmez, bu sefer de günübirlik İstanbul gezisi yaptı Ateş. Bir kardeş okuldaki fen fuarına, proje hazırlayarak katıldılar. Ateş, yere düşen farklı yiyeceklerin belirli sürelerde ne kadar mikroorganizma ile kaplandığını gösteren bir proje hazırladı babasının yardımıyla. Öğretmenleriyle birlikte giderek çok da güzel sunmuşlar projelerini.
Hatırladığım kadarıyla sonrasında başka bir gezi olmadan okulu kapattı. Sırada önce ailece yaptığımız Londra gezisi, sonra yaz tatili, en sonunda da 8. sınıfa başlama maceraları olacak. Umarım fazla ara vermeden o yazıları da yazar eklerim :))
Pazartesi, Şubat 05, 2018
Yarıyıl tatili
Taaa İzmir gezisinden beri birşey yazamamışım. Olsun, nerden devam etsek kardır. Ateş bu arada 7. sınıfın ilk yarısını bitirdi. Çok samimi arkadaşlarıyla aynı sınıfta ve keyfi gayet yerinde. Bu dönemin iki veli toplantısı güzel geçti. Dersi derste dinleyip öğrendiği ve ödevlerini aksatmadan yaptığı için bir sıkıntısı yok çok şükür. Ama gelecek seneki sınav için şimdiden kara kara düşünüyoruz.
Neyse, yarıyıl tatilinden bahsedeyim. Karne aldığı gün arkadaşlarıyla buluşup gezip eğlendiler. Gece 10'da eve döndük ancak. O haftasonu Arda bize geldi, pazar akşama kadar kaldı. Oyun oynadılar tabi ki. Bir sonraki gün boş geçti sadece. Sonra bir başka arkadaşı Efe geldi, bizde kaldı. Onunla da çok eğlendiler. İlk hafta böylece geçti.
İkinci hafta ise Ateş'in sınıf arkadaşları ve anneleriyle düzenli olarak yaptığımız gezilerden bir tanesine gittik yine, Kars'a. Umduğumdan çok güzel bir yerle karşılaştık. Hem çocuklar, hem de anneler için harika bir gezi oldu. Kars kent içi, Ani antik kenti, Çıldır gölü muhteşemdi. İlk gün şehir içinde gezdik. Zaten kar gören çocuklar çıldırdılar. 2. gün yaklaşık 3 saatte Ani antik kentini gezdik. Çok güzeldi. Ermenistan sınırında ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde muhteşem eserlerin olduğu bir kentti. Öğleden sonra tamamen donmuş Çıldır Gölü'ne gittik. Göl üzerinde çok kısa fayton gezisi yaptık, yürüdük. Gölde tutulan balıklardan oluşan öğle yemeğimiz de çok güzeldi. İki günün de akşamında özel Kars yemekleri yedik ve sonrasında çok güzel Kafkas Halk Oyunları gösterileri izledik. Evelik otu çorbası, kaz eti, piti, helva gibi yöresel birçok yemek yedik. 3. gün yeni açılan Kanlı Tabya müzesini gezdikten sonra Sarıkamış'a gittik. Orda şehitliği ziyaret ettikten sonra kayak merkezine gittik. Telesiyejle 2634 m yüksekliğe çıktık ve kelimenin gerçek anlamıyla donduk. Dönüşte biz ısınmaya çalışırken çocuklar bir de kızak keyfi yaptılar. Sonrasında ancak otelde kendimize gelebildik.
Dördüncü gün Doğu Ekspresi ile Kars'tan yola çıktık. Erzurum (cağ kebabı ile tabi ki), Erzincan, Sivas, Kayseri ve Kırıkkale üzerinden Ankara'ya ancak 26 saatte vardık. Keyifli bir yolculuktu. Hazırlıklıydık, çok iyi vakit geçirdik. Sonraki gün de evimize döndük. Nicky'ye kavuştuk.
Bir yarıyıl tatili de böylece geçti. Bugün 2. dönem başladı.
Neyse, yarıyıl tatilinden bahsedeyim. Karne aldığı gün arkadaşlarıyla buluşup gezip eğlendiler. Gece 10'da eve döndük ancak. O haftasonu Arda bize geldi, pazar akşama kadar kaldı. Oyun oynadılar tabi ki. Bir sonraki gün boş geçti sadece. Sonra bir başka arkadaşı Efe geldi, bizde kaldı. Onunla da çok eğlendiler. İlk hafta böylece geçti.
İkinci hafta ise Ateş'in sınıf arkadaşları ve anneleriyle düzenli olarak yaptığımız gezilerden bir tanesine gittik yine, Kars'a. Umduğumdan çok güzel bir yerle karşılaştık. Hem çocuklar, hem de anneler için harika bir gezi oldu. Kars kent içi, Ani antik kenti, Çıldır gölü muhteşemdi. İlk gün şehir içinde gezdik. Zaten kar gören çocuklar çıldırdılar. 2. gün yaklaşık 3 saatte Ani antik kentini gezdik. Çok güzeldi. Ermenistan sınırında ve Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde muhteşem eserlerin olduğu bir kentti. Öğleden sonra tamamen donmuş Çıldır Gölü'ne gittik. Göl üzerinde çok kısa fayton gezisi yaptık, yürüdük. Gölde tutulan balıklardan oluşan öğle yemeğimiz de çok güzeldi. İki günün de akşamında özel Kars yemekleri yedik ve sonrasında çok güzel Kafkas Halk Oyunları gösterileri izledik. Evelik otu çorbası, kaz eti, piti, helva gibi yöresel birçok yemek yedik. 3. gün yeni açılan Kanlı Tabya müzesini gezdikten sonra Sarıkamış'a gittik. Orda şehitliği ziyaret ettikten sonra kayak merkezine gittik. Telesiyejle 2634 m yüksekliğe çıktık ve kelimenin gerçek anlamıyla donduk. Dönüşte biz ısınmaya çalışırken çocuklar bir de kızak keyfi yaptılar. Sonrasında ancak otelde kendimize gelebildik.
Dördüncü gün Doğu Ekspresi ile Kars'tan yola çıktık. Erzurum (cağ kebabı ile tabi ki), Erzincan, Sivas, Kayseri ve Kırıkkale üzerinden Ankara'ya ancak 26 saatte vardık. Keyifli bir yolculuktu. Hazırlıklıydık, çok iyi vakit geçirdik. Sonraki gün de evimize döndük. Nicky'ye kavuştuk.
Bir yarıyıl tatili de böylece geçti. Bugün 2. dönem başladı.
Salı, Kasım 28, 2017
İzmir ve Sonrası...
Çok uzun bir ara oldu, yazacaklarımın bir kısmını unuttum bile. Bir önceki yazıda bahsettiğim geziden yaklaşık 1 hafta sonra İzmir'e kardeşimin yeni evine gittik Ateş'le birlikte. Nerdeyse 2 yıldır onlarla biraraya gelememiştik. Bu arada Ege kocaman çocuk oldu. Arada Ateş ona Cars filminin araba karakterlerini göndermişti, o nedenle Ege "Ateş abim benim en iyi arkadaşım" diyordu ama çocuk bizi hatırlamıyordu bile. Neyse çok güzel dolu dolu bir 5 gün geçirdik onlarla birlikte. Hergün biryerlere gittik.
İlk gün akşamüstü yeni ve sonrasında eski Foça'ya gittik. Ben iki yeri de ilk kez gördüm. Çok çok güzeldi her ikisi de. Bayıldık. Bol balık ve midye dolma yedik. Bu arada yürünecek yerlerde Ege, Ateş abisinin elini tutarak yürüdü hep. Gündüz sıcaktan dolayı geç saatlerde gidebildik ve geceyarısı eve döndük. Hatta gecenin nerdeyse yarısında eski Foça'daki ünlü dondurmacıdan kuyruk bekleyerek dondurmalarımızı da aldık.
Bir sonraki gün akşamüstü Pelin'in üniversiteden arkadaşı Senem ve ailesiyle buluştuk. Birlikte kordona gittik, çimlere yayıldık. Ateş'le birlikte çok sevdiğimiz kumrucu şevkiyi de ziyaret ettik bu arada.
Diğer gün sabahtan evden çıktık, önce Dostlar Fırını'nda çeşit çeşit boyoz yiyerek süper bir kahvaltı yaptık. Sonra da bütün gün sürecek gezi programımıza başladık. Selçuk'a gittik. Orda bir tren müzesini gezdik. Sonra Meryem Ana evini ve Selçuk Müzesi'ni gezdik. Arada ünlü İzmir çöp şiş de yedik tabi. Sonra Ateş'in uzun zamandır görmek istediği Efes antik kentine gittik. Hayranlıkla gezdik Efes'i. Gerçekten çok güzeldi. Birçok yerde fotoğraf çektik. Sonra sıcaktan ve yorgunluktan perişan şekilde eve döndük.
Sonraki gün yine geç çıktık evden. Teleferiğe gittik. Özellikle akşamüstü manzarası nefisti. En tepelere gidip gezdik dolaştık biraz. Sonra şu anda adını hatırlayamadığım bir bölgede sahilde (inciraltı mıydı Pelin?) yürüdük. Hava nefisti. Deniz kenarında çok güzel parklar vardı. 7'den 70'e hepimiz parktaki oyuncaklarla oynadık. Çok eğlendik.
Arada evde vakit geçirdiğimizde Ege bol bol arabalarıyla oynadı, arada Diego'nun dinozorlarını seyrettik hep birlikte :)) Sonraki gün de eve döndük.
Döndükten sonra ben 3 günlüğüne ....'ya gittim annem hastaneye yattığı için. O arada Ateş evde babası ve Nicky'yle kaldı. Ben döndükten birkaç gün sonra da yine 5 aile tekne tatiline gittik. Bir hafta teknede daha çok Orkun'la arkadaşlık yaptı Ateş. O da çok keyifliydi. Sonrasında evde geçen 2 haftanın ardından okul açıldı. Hatta yine çok güzel geçen ilk veli toplantısı oldu bitti bile :))
İlk gün akşamüstü yeni ve sonrasında eski Foça'ya gittik. Ben iki yeri de ilk kez gördüm. Çok çok güzeldi her ikisi de. Bayıldık. Bol balık ve midye dolma yedik. Bu arada yürünecek yerlerde Ege, Ateş abisinin elini tutarak yürüdü hep. Gündüz sıcaktan dolayı geç saatlerde gidebildik ve geceyarısı eve döndük. Hatta gecenin nerdeyse yarısında eski Foça'daki ünlü dondurmacıdan kuyruk bekleyerek dondurmalarımızı da aldık.
Bir sonraki gün akşamüstü Pelin'in üniversiteden arkadaşı Senem ve ailesiyle buluştuk. Birlikte kordona gittik, çimlere yayıldık. Ateş'le birlikte çok sevdiğimiz kumrucu şevkiyi de ziyaret ettik bu arada.
Diğer gün sabahtan evden çıktık, önce Dostlar Fırını'nda çeşit çeşit boyoz yiyerek süper bir kahvaltı yaptık. Sonra da bütün gün sürecek gezi programımıza başladık. Selçuk'a gittik. Orda bir tren müzesini gezdik. Sonra Meryem Ana evini ve Selçuk Müzesi'ni gezdik. Arada ünlü İzmir çöp şiş de yedik tabi. Sonra Ateş'in uzun zamandır görmek istediği Efes antik kentine gittik. Hayranlıkla gezdik Efes'i. Gerçekten çok güzeldi. Birçok yerde fotoğraf çektik. Sonra sıcaktan ve yorgunluktan perişan şekilde eve döndük.
Sonraki gün yine geç çıktık evden. Teleferiğe gittik. Özellikle akşamüstü manzarası nefisti. En tepelere gidip gezdik dolaştık biraz. Sonra şu anda adını hatırlayamadığım bir bölgede sahilde (inciraltı mıydı Pelin?) yürüdük. Hava nefisti. Deniz kenarında çok güzel parklar vardı. 7'den 70'e hepimiz parktaki oyuncaklarla oynadık. Çok eğlendik.
Arada evde vakit geçirdiğimizde Ege bol bol arabalarıyla oynadı, arada Diego'nun dinozorlarını seyrettik hep birlikte :)) Sonraki gün de eve döndük.
Döndükten sonra ben 3 günlüğüne ....'ya gittim annem hastaneye yattığı için. O arada Ateş evde babası ve Nicky'yle kaldı. Ben döndükten birkaç gün sonra da yine 5 aile tekne tatiline gittik. Bir hafta teknede daha çok Orkun'la arkadaşlık yaptı Ateş. O da çok keyifliydi. Sonrasında evde geçen 2 haftanın ardından okul açıldı. Hatta yine çok güzel geçen ilk veli toplantısı oldu bitti bile :))
Salı, Eylül 12, 2017
Tatil
Dün Ateş'in okulu açıldı, artık 7. sınıf. Ama bununla ilgili yazmadan önce yaz döneminde yaptıklarımızı yazmam lazım. Bir önceki yazıda karadeniz gezimizi anlatmıştım. Sırada yurtdışı gezimiz var.
Karadenizden döndükten 10 gün sonra yıllardır birlikte yurtdışı tatillerimizi yaptığımız arkadaşlarımızla birlikte Slovenya'ya gittik. Luibljana havaalanına sabahın erken saatlerinde indik, önceden kiraladığımız arabamızı aldık ve Hırvatistan'da kiraladığımız eve gittik. Ev bahçeli ve deniz kenarında, sahile çok yakın bir evdi. Eşyalarımızı yerleştirip tabi ki market alışverişi yaptık, biraz etrafı keşfettik. Hava çok sıcaktı, uykusuz ve yorgun olmamızdan dolayı mızıldanarak geziyorduk ki, bir pazarda Ateş, kendinde olmayan değişik stres çarkları gördü. Onlardan aldık, Ateş'in keyfi yerine geldi, eve döner dönmez videolar çekti.
Ertesi gün ilk gezimizi İtalya'nın Trieste şehrine yapmayı planlayarak yola çıktık. Ancak ülke sınırlarındaki, daha doğrusu Slovenya-Hırvatistan sınırlarındaki pasaport kontrolünü hesaba katmadığımız için acaip araba kuyruklarının ortasında kaldık. Normalde Avrupa Birliği ülkeleri arasında pasaport kontrolü yok, ancak bu iki ülke -belki de diğer eski Yugoslav ülkeleri de- arasında her geçişte mutlaka kontrol var. Kuyruk uzun gelince planı değiştirip, Hırvatistan içinde gezeceğimiz başka bir şehir olan Pula'ya gittik. Pula Roma İmparatorluğu döneminin önemli bir şehriymiş. Büyük bir arenası vardı, içini konser ve gösteriler için organize etmişler. Sokaklarında yürüdük, stres çarkı satan dükkanlar gördük. Pizza ve midye yedik. Sonra Pula'ya çok yakın olan Rovinj'e gittik. Çok güzel küçük bir şehirdi. Deniz kıyısında dolaştık, ufak alışverişler yaptık. Evimize döndük.
Sonraki gün Luibljana'ya gittik. Slovenya'nın başkenti, ama küçücük bir şehir. Ejderha köprüsü civarına arabamızı parkedip yürüyerek merkezdeki pazar alanına gittik. Berry'leriyle ünlüydü o bölgeler. Çeşitli berry'ler ve peynir alıp yedik. Sonra yine o bölgede çok tüketilen küçük balık kızartmalarından yediler Ateş ve Cengiz. Funikülerle çıkılan Luibljana kalesini gezdik. Biraz yağmur yağdı. Çok önerilen Cacao isimli pastaneye gittik, yediklerimizi sıradan bulduk. Sonra yürüyerek şehri biraz daha dolaşıp evimize döndük.
Diğer gün pazar olduğu için kalabalık olur korkusuyla yakın yerlere gitmek istedik. Piran, Portoroz ve Koper'i gezdik. Çok özellikli yerler değildi, deniz kenarı ve sakin kasabalardı. Böyle günlerde hep evin ilerisinde deniz kıyısına da gittik gezilerden dönünce. Denize girdik. Hatta kalamar dolması ve peynir tabağına bayıldığımız pellegrini'yi unutmamak için buraya yazmakta fayda var :))
Sırada Bled gölü vardı. Çok övülen bir yerdi, gerçekten de öyleymiş, bayıldık. Önce bisiklet kiralayıp bütün gölün etrafını bisikletle dolaştık. O kadar güzel, o kadar sakin ve huzur dolu bir yerdi ki anlatamam. İnsanlar bisikletle geziyor, göl kenarında güneşleniyor, çeşitli aktiviteler yapıyor, gezip eğleniyorlardı. Tur arasında bir yerde oturup oranın ünlü kremalı kekini yedik. Tur bitince bisikletleri teslim edip kayıkla göl ortasındaki kiliseye gittik. Manzara müthişti. Orda biraz gezip bir de dondurma yedikten sonra kıyıya geri döndük. Bu sefer sırada kıyıdaki Bled kalesi vardı. oraya gittik. Ateş ve Cengiz ise, kalenin karşı tarafındaki tepeden aşağıya doğru kaymaya gittiler. O da çok keyifliymiş. Bu kadar aktivitenin üstüne güzel bir yerde yemeğimizi yedik, yakındaki Bohinj gölünü şöyle bir görüp evimize döndük.
Sonraki gün evden geç çıktık, yakınlardaki aktivite parklarına gittik. Yine bir tarzan parkı ziyareti yaptık. Sonrasında gokart ve adını hatırlayamadığım aktivite araçlarına bindi çocuklar ve isteyen büyükler.
Ertesi gün önemli bir gündü, Venedik'e gittik. Hepimizin görmek istediği bir yerdi çünkü. Önce Trieste'ye gidip ordan trene bindik. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra vardık. Hemen gezmeye başladık. Zaten daracık sokakları olan bir şehir. Etrafta kaybolmadan dolaşmaya çalıştık. Pizza yedik tabi ki, gondol gezisi yaptık, yapmasak olmazdı :)) Güzel olduğunu duyduğumuz Murano adasına gittik, ama fazlasıyla sakin ve sıkıcı bulduk, geri döndük. Güzel kolyeler aldık. Aynı tren yolculuğuyla evimize geri döndük. Venedik çok güzel ve kalabalıktı.
Son gezi günümüz de Trieste'de geçti. Orda biraz sahilde dolaşıp ünlü ve çok güzel dondurmacısında dondurma yedik. Başka bir yerde ben midye yedim, Ateş makarna yedi. Ama Trieste'de başka anlatacak şey bulamadım. Ya hakkaten pek sıradan bir şehirdi, ya da biz artık gezmekten çok yorulmuştuk :))
Bir sonraki gün ev günü yaptık, evde tembellik yaptık. Sonra yakınlarda bir yerlerde yemek yedik. Akşamüstü de evimizin olduğu yer olan Umag'da düzenlenen ATP Tenis Turnuvası'na gittik. Tenis maçı izleyen de oldu aramızda, ama biz kalan 5 kişi Umag sahilinde gezdik. Hatta 4-5 kişilik bir bisiklet kiralayıp onunla dolaştık sahilde, çok eğlendik. Dönüşte lastik patladığı için bir kısım yolu yürüyerek döndük. Tenis turnuvası alanında gezdik, umduğumuzdan çok güzel bulduk. Keyifli bir akşamdı.
Ertesi gün ordaki evimizi terkederek kendi evimize geldik ve veteriner pansiyonda kalan köpüşümüze kavuştuk :))
Karadenizden döndükten 10 gün sonra yıllardır birlikte yurtdışı tatillerimizi yaptığımız arkadaşlarımızla birlikte Slovenya'ya gittik. Luibljana havaalanına sabahın erken saatlerinde indik, önceden kiraladığımız arabamızı aldık ve Hırvatistan'da kiraladığımız eve gittik. Ev bahçeli ve deniz kenarında, sahile çok yakın bir evdi. Eşyalarımızı yerleştirip tabi ki market alışverişi yaptık, biraz etrafı keşfettik. Hava çok sıcaktı, uykusuz ve yorgun olmamızdan dolayı mızıldanarak geziyorduk ki, bir pazarda Ateş, kendinde olmayan değişik stres çarkları gördü. Onlardan aldık, Ateş'in keyfi yerine geldi, eve döner dönmez videolar çekti.
Ertesi gün ilk gezimizi İtalya'nın Trieste şehrine yapmayı planlayarak yola çıktık. Ancak ülke sınırlarındaki, daha doğrusu Slovenya-Hırvatistan sınırlarındaki pasaport kontrolünü hesaba katmadığımız için acaip araba kuyruklarının ortasında kaldık. Normalde Avrupa Birliği ülkeleri arasında pasaport kontrolü yok, ancak bu iki ülke -belki de diğer eski Yugoslav ülkeleri de- arasında her geçişte mutlaka kontrol var. Kuyruk uzun gelince planı değiştirip, Hırvatistan içinde gezeceğimiz başka bir şehir olan Pula'ya gittik. Pula Roma İmparatorluğu döneminin önemli bir şehriymiş. Büyük bir arenası vardı, içini konser ve gösteriler için organize etmişler. Sokaklarında yürüdük, stres çarkı satan dükkanlar gördük. Pizza ve midye yedik. Sonra Pula'ya çok yakın olan Rovinj'e gittik. Çok güzel küçük bir şehirdi. Deniz kıyısında dolaştık, ufak alışverişler yaptık. Evimize döndük.
Sonraki gün Luibljana'ya gittik. Slovenya'nın başkenti, ama küçücük bir şehir. Ejderha köprüsü civarına arabamızı parkedip yürüyerek merkezdeki pazar alanına gittik. Berry'leriyle ünlüydü o bölgeler. Çeşitli berry'ler ve peynir alıp yedik. Sonra yine o bölgede çok tüketilen küçük balık kızartmalarından yediler Ateş ve Cengiz. Funikülerle çıkılan Luibljana kalesini gezdik. Biraz yağmur yağdı. Çok önerilen Cacao isimli pastaneye gittik, yediklerimizi sıradan bulduk. Sonra yürüyerek şehri biraz daha dolaşıp evimize döndük.
Diğer gün pazar olduğu için kalabalık olur korkusuyla yakın yerlere gitmek istedik. Piran, Portoroz ve Koper'i gezdik. Çok özellikli yerler değildi, deniz kenarı ve sakin kasabalardı. Böyle günlerde hep evin ilerisinde deniz kıyısına da gittik gezilerden dönünce. Denize girdik. Hatta kalamar dolması ve peynir tabağına bayıldığımız pellegrini'yi unutmamak için buraya yazmakta fayda var :))
Sırada Bled gölü vardı. Çok övülen bir yerdi, gerçekten de öyleymiş, bayıldık. Önce bisiklet kiralayıp bütün gölün etrafını bisikletle dolaştık. O kadar güzel, o kadar sakin ve huzur dolu bir yerdi ki anlatamam. İnsanlar bisikletle geziyor, göl kenarında güneşleniyor, çeşitli aktiviteler yapıyor, gezip eğleniyorlardı. Tur arasında bir yerde oturup oranın ünlü kremalı kekini yedik. Tur bitince bisikletleri teslim edip kayıkla göl ortasındaki kiliseye gittik. Manzara müthişti. Orda biraz gezip bir de dondurma yedikten sonra kıyıya geri döndük. Bu sefer sırada kıyıdaki Bled kalesi vardı. oraya gittik. Ateş ve Cengiz ise, kalenin karşı tarafındaki tepeden aşağıya doğru kaymaya gittiler. O da çok keyifliymiş. Bu kadar aktivitenin üstüne güzel bir yerde yemeğimizi yedik, yakındaki Bohinj gölünü şöyle bir görüp evimize döndük.
Sonraki gün evden geç çıktık, yakınlardaki aktivite parklarına gittik. Yine bir tarzan parkı ziyareti yaptık. Sonrasında gokart ve adını hatırlayamadığım aktivite araçlarına bindi çocuklar ve isteyen büyükler.
Ertesi gün önemli bir gündü, Venedik'e gittik. Hepimizin görmek istediği bir yerdi çünkü. Önce Trieste'ye gidip ordan trene bindik. Yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra vardık. Hemen gezmeye başladık. Zaten daracık sokakları olan bir şehir. Etrafta kaybolmadan dolaşmaya çalıştık. Pizza yedik tabi ki, gondol gezisi yaptık, yapmasak olmazdı :)) Güzel olduğunu duyduğumuz Murano adasına gittik, ama fazlasıyla sakin ve sıkıcı bulduk, geri döndük. Güzel kolyeler aldık. Aynı tren yolculuğuyla evimize geri döndük. Venedik çok güzel ve kalabalıktı.
Son gezi günümüz de Trieste'de geçti. Orda biraz sahilde dolaşıp ünlü ve çok güzel dondurmacısında dondurma yedik. Başka bir yerde ben midye yedim, Ateş makarna yedi. Ama Trieste'de başka anlatacak şey bulamadım. Ya hakkaten pek sıradan bir şehirdi, ya da biz artık gezmekten çok yorulmuştuk :))
Bir sonraki gün ev günü yaptık, evde tembellik yaptık. Sonra yakınlarda bir yerlerde yemek yedik. Akşamüstü de evimizin olduğu yer olan Umag'da düzenlenen ATP Tenis Turnuvası'na gittik. Tenis maçı izleyen de oldu aramızda, ama biz kalan 5 kişi Umag sahilinde gezdik. Hatta 4-5 kişilik bir bisiklet kiralayıp onunla dolaştık sahilde, çok eğlendik. Dönüşte lastik patladığı için bir kısım yolu yürüyerek döndük. Tenis turnuvası alanında gezdik, umduğumuzdan çok güzel bulduk. Keyifli bir akşamdı.
Ertesi gün ordaki evimizi terkederek kendi evimize geldik ve veteriner pansiyonda kalan köpüşümüze kavuştuk :))
Salı, Temmuz 11, 2017
Okul Tatili ve Karadeniz Gezisi
Bu sene de okul tatil oldu, sağlıkla. Ateş'in notları çok iyi, dönem 3. sü oldu yine. İnşallah ileriki senelerde de böyle devam eder. Ateş derslerini okulda öğrenen, öğrenemediğinin peşine düşen, ödevlerini mutlaka zamanında yapan bir çocuk. Ekstra birşey çalışmaz, test çözmez. Deneme sınavlarından önce kendine küçük kağıtlarda notlar çıkarır ve onlara şöyle bir göz atar. Şimdiye kadar hiçbir sıkıntı olmadı bu konuda. 8. sınıfa geçince bir miktar ekstra çalışma gerekecek. Okulu, sınava önem vermeden direk liseye geçişi onaylayan bir okul değil maalesef. Şimdi yaz tatilinin keyfini çıkarıyor, youtube kanalıyla ilgileniyor, keyif yapıyor.
Okul kapandıktan kısa süre sonra Ateş'in 7 okul arkadaşı, onların anneleri ve 1 öğretmenle birlikte Karadeniz gezisi yaptık. Bu, hemen hemen aynı ekiple birlikte 3. gezimiz oldu. Çok eğleniyoruz birlikte. Çocuklar kendi aralarında, biz anneler de kendi aramızda çok iyi vakit geçiriyoruz. İnşallah gezilerimiz bu şekilde devam edecek.
İlk gün Trabzon'a gittik, orda Kayabaşı yaylasına gittik. Çok güzel bir yerdi. Bungalovlarda kaldık. Bize horon ve kolbastı gösterileri yaptılar. Manzara harikaydı. 2. gün Sümela manastırını uzaktan gördük, maalesef tadilattaymış. Hamsiköy'e, sonra da Uzungöl'e gittik. Çok kalabalık ve betonlu bir yer olmuş. Ancak orda da tepelerde, manzarası çok güzel bir otelde kaldık, etrafa bayıldık.
3. gün otelden çıkıp Fırtına Deresi kenarında bir yerde yemek yedik, çocuklar dere üzerinde zipline yaptılar. Sonrasında yine uzun bir yol yaparak tarzan park adında, bizim daha önce yurtdışında gittiğimiz aktivite parklarından birine gittik. Rize'de bir yolun sonunda yurtdışındakilerle tamamen aynı kalitede bir yer bulmak benim için sürpriz oldu. Çocuklarla birlikte ben de parkuru tamamladım. Çok eğlendik. Sonra gerçekten muhteşem görünen Palovit şelalesine gittik. Çok beğendik. Yol üzerindeki Zilkale'yi de görerek geri göndük. O günü Ayder yaylasında ahşap bir otelde kaldık. Etrafı gezdik, burası da çok güzel bir yerdi.
4. gün otelden çıkıp Mençula şelalesine gittik, daha doğrusu tırmandık. Yaklaşık 1 saatlik bir tırmanışı öğle sıcağında yapınca çocuklar dahil hepimize fenalık geldi. Ama sonrasında çok güzel bir şelale gördük, ayaklarımızı suya soktuk. Sonra da Artvin'in ilçelerini göre göre Karagöl'e ulaştık. Orda çocuklarla birlikte gölde kayığa bindik. Etrafta gezdik. Çok kalabalık olmasaydı daha da keyif alırdık. O gece Rize'de bir otelde kaldık. Ertesi sabah da hazırlanıp yola çıktık ve evlerimize döndük. Bir geziyi daha mutlulukla ve yorgunlukla noktaladık. Darısı diğer gezilerimize. Ordan tabi ki fındık, çay, bıçak, mısır unu, fındık ezmesi, Rize bezi gibi yöresel ürünlerle döndük.
Okul kapandıktan kısa süre sonra Ateş'in 7 okul arkadaşı, onların anneleri ve 1 öğretmenle birlikte Karadeniz gezisi yaptık. Bu, hemen hemen aynı ekiple birlikte 3. gezimiz oldu. Çok eğleniyoruz birlikte. Çocuklar kendi aralarında, biz anneler de kendi aramızda çok iyi vakit geçiriyoruz. İnşallah gezilerimiz bu şekilde devam edecek.
İlk gün Trabzon'a gittik, orda Kayabaşı yaylasına gittik. Çok güzel bir yerdi. Bungalovlarda kaldık. Bize horon ve kolbastı gösterileri yaptılar. Manzara harikaydı. 2. gün Sümela manastırını uzaktan gördük, maalesef tadilattaymış. Hamsiköy'e, sonra da Uzungöl'e gittik. Çok kalabalık ve betonlu bir yer olmuş. Ancak orda da tepelerde, manzarası çok güzel bir otelde kaldık, etrafa bayıldık.
3. gün otelden çıkıp Fırtına Deresi kenarında bir yerde yemek yedik, çocuklar dere üzerinde zipline yaptılar. Sonrasında yine uzun bir yol yaparak tarzan park adında, bizim daha önce yurtdışında gittiğimiz aktivite parklarından birine gittik. Rize'de bir yolun sonunda yurtdışındakilerle tamamen aynı kalitede bir yer bulmak benim için sürpriz oldu. Çocuklarla birlikte ben de parkuru tamamladım. Çok eğlendik. Sonra gerçekten muhteşem görünen Palovit şelalesine gittik. Çok beğendik. Yol üzerindeki Zilkale'yi de görerek geri göndük. O günü Ayder yaylasında ahşap bir otelde kaldık. Etrafı gezdik, burası da çok güzel bir yerdi.
4. gün otelden çıkıp Mençula şelalesine gittik, daha doğrusu tırmandık. Yaklaşık 1 saatlik bir tırmanışı öğle sıcağında yapınca çocuklar dahil hepimize fenalık geldi. Ama sonrasında çok güzel bir şelale gördük, ayaklarımızı suya soktuk. Sonra da Artvin'in ilçelerini göre göre Karagöl'e ulaştık. Orda çocuklarla birlikte gölde kayığa bindik. Etrafta gezdik. Çok kalabalık olmasaydı daha da keyif alırdık. O gece Rize'de bir otelde kaldık. Ertesi sabah da hazırlanıp yola çıktık ve evlerimize döndük. Bir geziyi daha mutlulukla ve yorgunlukla noktaladık. Darısı diğer gezilerimize. Ordan tabi ki fındık, çay, bıçak, mısır unu, fındık ezmesi, Rize bezi gibi yöresel ürünlerle döndük.
